?4483?DEN YARGILANMA? ŞEHİR EFSANESİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

           Bilindiği üzere biz Aile Hekimleri özel statülü devlete hizmet satan (kimine göre kamuda çalışan) kişileriz. Her iki görüşün ortak noktası “Özel Statülü” olmamızdır.

            5258 Sayılı kanunun 3. maddesinde bu durum açıkça “… 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın,…” ifadesi ile açıkça belirtilmiştir.

            Kamu personeli iken aile hekimliğe geçen kişiler için “….Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder….” İfadesi ile kamu ile ilişkileri düzenlenmiştir.

            Aile hekimleri, aile hekimliği konusunda kendine özgü denetim ve cezalandırma sitemine sahiptir. Bu da 5258 sayılı kanunun 8. maddesinde “….çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir….”  diyerek duruma açıklık getirmiştir. Bu konu ile ilgili de hükümler Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler İle Sözleşme Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmelik de geçmektedir. İlgili yönetmelik madde 14 de düzenleme yapılmış ve 2. nolu ek liste ile ayrıntılı bilgi verilmiştir.

                5258 sayılı kanunda aile hekimleri kendisinin görevi nedeni ile karıştığı adli olaylar ve kendisine karşı işlenen suçlar için de düzenleme yapmıştır. Kanunda 6. madde de “… görevleriyle ilgili ya da görevleri başında işledikleri veya kendilerine karşı işlenen suçlarda Devlet memurları gibi kabul edilir….” denmiştir. Yani bir nevi tüm kamu çalışanlarına sağlanan koruma şemsiyesi aile hekimleri için de uygulanmıştır. Bu düzenleme yaptıkları iş bakımından kamu hizmeti veren tüm kişilere tanına bir haktır. Nitekim özel hastanedeki arkadaşlarımız da yaptıkları görev kamu hizmeti olduğu için bu koruma şemsiyesi altındadır.

            Aile hekimlerinin 657 ile bir diğer bağlantısı da ücret hesaplanmasında kullanılan “4/b sözleşmeli personel tavan ücreti” dir. Bu değer bir belirteç olarak hak ediş hesaplanmalarında kullanılmaktadır.

            Yukarıda da belirttiğimiz gibi 5258 sayılı kanunda 657 sayılı kanuna atıf yapılan bu maddeler dışında aile hekimleri tamamen kendi özel düzenlemeleri altında çalışırlar.

            İdare bu kanun hükümleri dışında kendini kanun koyucu yerine koyarak düzenleme yapma hakkına sahip değildir.

            Somut olarak “Nöbete gitmeme “ eylemi açısından olayı değerlendirir isek ortada “verilen bir görevi” yapmama durumu vardır. Bugün nöbet dediğimiz aslında 5258 sayılı kanunda 3. madde de geçen “…haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında ayda asgari sekiz saat; ihtiyaç hâlinde ise bu sürenin üzerinde nöbet görevi verilir. ..” ifadesi ile verilen bir görevdir.

            Nöbete gitmemenin karşılığı mevzuatta verilen diğer görevleri yapmamaktır. Bunu karşılığı da ilgili yönetmeli ek 2 ye göre karşılığı 5 ceza puanıdır.

            4483 sayılı kanunun 2. maddesi kanunu kapsamını açıklamaktadır: “… memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır….”.

            Yerel sağlık idarecilerine Sağlık Bakanlığı tarafından 4483 sayılı kanuna göre işlem yapın denmektedir. Tabi bu durumda bir şuç tanımı yapılmalıdır. Burada Sağlık Bakanlığı tarafından nöbete gitmemenin “görevi kötüye kullanma” olduğu şeklinde bir algı oluşturulmaya çalışmaktadır.

            Bu durumda Türk Ceza Kanununu incelememiz gerekmektedir. TCK maddesi madde 2 de “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez” denmektedir. Yani bir olayı suç olarak kabul edilmesi için bunun kanunda açık şekilde yazılması gerekmektedir. Kimsenin - idareler dahil- suç tanımlamaya hakkı yoktur. Suç ancak kanun maddeleri ile tanımlanabilir.

         TCK madde 2 de yine “…Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz…” hükmü getirilerek zorlama suç tanımlarının önüne geçilmiştir.

         Görevi kötüye kullanma ile ilgili TCK madde 257 de düzenleme yapılmıştır :” Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”.

         Bu durumda aile hekiminin görevi kötüye kullanma suçunu işlemesi için ortada mağdurlar olmalı veya bir kamu zararı oluşmalıdır. Nöbete gitmemenin nasıl bir tanımla kamu zararı oluşturacağını birinin açıklaması lazımdır. Yine idarelere hizmetin aksamaması yönünde görev verilmiştir. Arkadaşlarımız nöbet ile bir tebligat geldiğinde zaten idareye gelmeyeceklerini bildirerek hizmetin aksamaması için tedbir alınmasını istemiştir. Bu durumda kişi mağduriyeti varsa suçlu gerekli tedbiri almayan idarelerdir.

         TCK madde 260 da “Hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde, görevlerini terk eden, görevlerine gelmeyen, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmayan veya yavaşlatan kamu görevlilerinin her biri hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Kamu görevlisi sayısının üçten fazla olmaması halinde cezaya hükmolunmaz.” denmektedir. Aile hekimlerinin her biri bağımsız olduğuna göre ve nöbetleri ayrı ayrı olduğu içinde nöbete gitmeme eylemi için bu maddeye uyan bir suç tanımı yapılamaz.

         Yine TCK madde 260 da “Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.” hükmü yer almaktadır. Kanun mesleki ve sosyal haklar ilgili yapılan iş bırakmalara bile hoşgörü ile bakmaktadır.

          Nöbete gitmeme iş bırakma değildir. Aile hekimlerinin görev tanımı 5258 sayılı kanunun 2. maddesinde açıkça yazılmıştır:” Aile hekimi; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü,…..”. aile hekimlerine 657 sayılı kanunun ek 33 de belirtilen yerlerde bir görev verilecekse bile bu görev tanımının dışında olamaz. Bugün nöbet ile yapılan bütün listeler yapılmakta fakat aile hekimlerini kanunda tanımlı görevlerini bu nöbet yerlerinde nasıl yapacağı belirtilmemektedir.

         Yine TCK ya döner isek görevi kötüye kullanma suçu oluşabilmesi için aile hekimlerinin nöbet yerlerinde görev tanımlarında yazılan bir işlemi yapmaması ve mağduriyet olması gerekir.  Acil servislere bir kişi “kişisel koruyucu sağlık hizmeti ve 1. Basamak teşhis ve tedavi edici sağlık hizmeti “ için başvuru yapıp biz de o an acil serviste olmaz isek mağduriyet oluşabilir.

         Sonuç olarak Sağlık Bakanlığının, “Türkiye’nin en büyük devamlı uygulanan kamu çalışanı eylemini” kırmak için ortaya attığı bu haberlere itibar edilmemesi gerekir.

         Sağlık Bakanlığı sivil toplumu dışlayarak yaptıkları bu düzenleme de öncekiler gibi hüsranla sonuçlanacaktır.

 

PAYLAŞ: